Çıngıraklı Top.

Yönetmen/Senarist/yapımcı

Egemen Ertürk

Yapım

Ode Film, Sales: Agron International

İlk Vizyon tarihi

18 Eylül 2009

Tür

Sinema Filmi, Kara Komedi, 102 dk.

ÖZET

Boğaz Körler Derneği’nde Semra ve Başkan Ahi yerel gazetelerini okurken, hayatlarını değiştirecek ilginç bir gelişme yaşanır. Bakanlık, Çin Engelliler Olimpiyatları’na katılımı amaçlayan bir faks göndermiştir. Bu faks dernek üyeleri arasında şamataya dönüşür. Yağlı güreş, halter gibi branş seçimi şakaları sürerken, dernektekilerin yardımıyla büyüyen Zeki’nin, çevresinde sürekli top koşturan gören çocuklar gibi olma arzusuyla ağzından dökülen “futbol” sözü, konuyu ciddileştirir. Öneri; “Çıngıraklı Top”, bir başka deyişle körler futbol takımıdır…

https://www.imdb.com/title/tt1166092/?ref_=fn_al_tt_1

Proje oluşumu, Notlar ve Dersler

Fikrin Oluşumu;

Çıngıraklı Top fikri 2001 senesinde körler futbolunu ilk kez görüşümle başladı. Körlerin ses çıkaran bir topun ardında verdikleri mücadeleye karşın, bizim (yani gören insanların) ufacık olaylar karşısında kendimizi koy verişlerimizi anlatmak istedim.

Futbol hayatı biten bir futbolcu ve körler takımı kurmak isteyen -kendileriyle barışık bir grup kör arasında gelişecek iyi bir senaryo yazmak; hayatta nelerin önemli olduğunu vurguladığından çok kolay değildi.

Gerek körler dünyasını tanımak, gerekse futbol dünyasına girerek yaşayan, klişe ve ajitasyonlardan uzak bir senaryo oluşturmak için 3 yıl gibi uzun bir süre gerekti. Bu süre içerisinde 3 farklı sürüm senaryo ve 18 yenilenme sonunda çekime hazır gerçek bir senaryoya ulaşabildik.

Senaryo yazımı için geçen sürede TV’ler için birkaç senaryo, bir tiyatro oyunu ve askerlik hizmeti gibi ufak bir – iki konuda aradan çıkmıştı…

Finansman;

Senaryo yazım aşaması sürerken, filmi gerçekleştirmek için gerekli olacak yaklaşık 1.350.000.000.000 TL gibi finans kaynağını nasıl sağlayabileceğimizi kara kara düşünmeye başladık. Yıllardır sektörde çalışıyor ve sanat eğitimi almış olmanın avantajlarıyla belirli bir İMECE oluşturabilirdik.

Fakat sinema sanatların en pahalısı ve kapsamlıdır. Mutlak harcanması gereken miktarda para şarttı. Bu sebeple yurtiçi ve yurtdışında var olan fonları kullanmaya karar verdik.  2003 yılı Mart ayında ilk sürüm senaryolardan biriyle Kültür Bakanlığına destek başvurusunda bulunduk. Değişen yasa, genel müdürler, para birimi, hatta bakanlar sonucunda 2005 senesinde Kültür Bakanlığından 100.000 YTL destek almaya hak kazandık.

Bu süre zarfında Alman, Yunan, Fransız ve Hırvat yapımcılarla görüşmeler sürdürdük. 3 ayrı dilde çeviriler yaptık, gerçekleştireceğimiz filmi daha iyi anlatabilmek için, 1000 kare civarı storyboard, 12.000 civarı fotoğraf, birçok yazılı ve görsel katalog hazırladık.  

Yabancılar yapımcılar projemize gerçekten ilgi duyuyordu. The Peacemaker, Welcome to Sarayevo, The Fever gibi Angelina Jolie, George Clooney, Tim Roth, Gerry Oldman gibi bir çok stara yapımcılık yapmış Igor A. Nola ve şirketi Mainframe Production’ın ortaklık teklifini kabul ettik. Fakat Bakanlık desteği hem azdı, hem de birkaç ay gibi bir sürede filmin teslimini zorunlu tutuyordu. Oysa uluslararası finansın gerçekleşebilmesi için uzun bir süre gerekliydi. O yıl içinde kullanmazsak yanacak olan kültür bakanlığı desteğimizi kullandık. Fakat hem yerli, hem de yabancı kaynakları hızlandırmaya çalışsak da verilen birkaç aylık süre de finansmanı tamamlayamadık. Kullandığımız bakanlık desteğini de neredeyse % 50 ye varan bir faizle geri ödedik. Aceleye getirmeye çalıştığımız finans nedeniyle birçok yabancı fondan da faydalanamadık. Yabancı ortaklar, oyuncu ve teknik kadromuzu çeşitli sebeplerle değiştirmek zorunda kaldık.

2007 senesi Ocak ayında Bakanlığımız durumu düzelten yasa değişikliklerini yaptı ve bize de projeyi yeniden hayata geçirme olanağı doğmuş oldu. Kültür Bakanlığı başvurumuzu yeniledik ve Mayıs 2007’de yeniden bu kez 250.000 YTL olmak üzere destek alma şansımız oldu. Projeyi sağlıklı tamamlamak adına ablam Pelin Ertürk’le birlikte, uzun kaynak arayışlarından vazgeçip, kendi öz kaynaklarımızı birleştirerek bir an evvel çekimleri tamamlama kararı aldık.

İstanbul Büyük Şehir Belediyesi de 2005 senesinde resmi bir karar alarak projemize (Otobüs, kamyon, jeneratör, bilbord vb.) ayni destek verecekti. ORION Işık Hizmetleri, Corsa Film Ekipmanları, Kodak gibi destek veren şirketler ve gönüllü dostlarımızın yardım ve yüreklendirmesiyle 2007 Haziran başlarında çekim hazırlıklarımıza başladık.

Çekim Hazırlığı;

Oyuncu seçimi; “Çıngıraklı Top” için en önemli konularında başında gelir. Filmde önemli 12 kör rol var. Bunlardan biri 10 yaşlarında bir çocuk olmalıydı. Bu rollerden 8’i kör oynamanın yanında kör futbolu da oynayabilmeliydi. Böylesi roller çok başarılı oyuncuları bile korkutur. Bu anlamda “Çıngıraklı Top” oyunculuk anlamında meydan okuyan bir projedir. Projeyi ancak yapabileceğine inandığımız bazı oyunculara götürüp, haricinde çok ciddi elemeler yaptık. İlyas Salman “20 yıl sonra bana sinemayı yeniden sevdiren, okuduğum en güzel ve en zor senaryolardan biri” diyerek bu meydan okumayı hemen kabul etti. Ardından Zihni Göktay, Erkan Taşdöğen, Turgay Tanülkü gibi kastımızda yer alan isimler geldi. Bu kişiler yıllarını oyunculuk sanatına adamış, yeteneklerini defalarca kere kanıtlamış virtüözlerdir. Ama bu işin en zor kısmı küçük çocuğu bulmaktı. Ozan Uygun ciddi elemelerimiz sırasında karşıma çıktı. Daha 10 yaşına gelmeden 3 sinema filmi ve birçok dizide rol almıştı. 8 yaşında Ankara Film Festivalinde “Korkuyorum Anne” filmindeki rolüyle “umut vaat eden genç yetenek” ödülünü kapmıştı. Fakat ben bunlardan habersiz, sadece mini kameraya çekilmiş görüntüsünden olacakları hissetmiş gibi fazla arayışa fırsat vermeden birebir elemeye aldım. Sonuç hemen çıktı… 

Başrollerin seçimi; konusunda hassas bir noktamız vardı. Televizyon ekranında yüzleri iyice eskimiş insanların şöhretleri nedeniyle hikâyemize zarar verebileceğini düşünüyorduk. Her gün TV’de görmeye alıştıkları, kolayca evlere giren böyle yüzlerin sinemada inandırıcılığının azalacağı da bir başka yöndür. Tabi ki rollerin yükünü kaldırabilecek yeterlilikte olmaları şartı. Burak Önal’da ve İpek Özkök’te aradığımız tüm bu özellikleri taşıyordu. Bu şekilde filmimiz bu oyuncuların sürpriz performanslarını göreceğiniz taze kana sahip olmuştur.

Konuk Oyuncular; Uzun süre üstünde çalıştığımız bu proje gösterdi ki bize inanan birçok başarılı insan var. Bunların başında Dondurmam Gaymak’ın yönetmeni Yüksel Aksu vardı. Onu tanıyanlar oyunculuk kabiliyeti çok yüksek bir karaktere sahip olduğunu bilirler. Filmde derneğin üyelerinden birini oynayarak konuğumuz oldu. İlhan Mansız’da aynı şekilde projemize inanarak geldi ve Yunan takımın başında bizim için Yunan oldu. İki profesyonel oyuncumuz, Şahin Çelik ve Nihat Nikerel de kadromuzu yetenekleriyle süslediler. Kendilerine teşekkür ederiz.

Mekân Seçimi; Ana mekânımız Dernek Binasıydı. Bu mekânın gerçekten güzel bir manzarası ve özel bir yapısı olmalıydı. Görenlerin içinden “tüh körler bu güzelim manzarayı nasıl kaçırıyorlar” duygusu otomatik oluşmalıydı. Bahçesi ise antrenman sahasına dönüştürülebilmeliydi. Böyle hazır bir mekânı bulmak neredeyse imkânsızdı…

Ama bu uzun hazırlık sürecinde bir değil, iki ayrı arsa bulduk. Biri Fatih Sultan Mehmet Köprüsüne, diğeri ise Boğaz Köprüsüne yakın ait arsalardı. Bu iki arsadan birine karar vermem gerekliydi. Boğaz köprüsünün ışıklandırmasının gece çekimlerinde daha etkileyici olduğunu düşündüğümden, karayollarına ait bu arsa da karar kıldım. Biz hazırlıkta iken yalnızca mavi ve kırmızı yanan köprünün, çekimler sırasında gece kulübü kapısı gibi renkten renge geçebileceğini bilemezdik. Çekimler sırasında köprü ışıklarını yakalamak oldukça zamanımızı alıyordu ki, bir süre sonra köprüde ki lambacı amcayı kafalamayı başardık…

Dekor Yapımı; Derneğe ait binayı ne şekilde yapacağımıza karar vermek önemliydi. Otobüs veya tren vagonundan bozma bir bina ya da ahşap bir bina arasında karar veremiyorduk. Tren vagonu fikri bana çok sıcak geliyordu fakat vagonları incelediğimizde gördük ki hem sesli çekimler için zorlayıcı özellikleri vardı, hem de düşündüğümüz kadar sıcak değil aksine iç kısmı küçük camları ve tavan yüksekliğiyle klostrofobi oluşturuyordu. İç mimar kuzenlerimiz Cem Ulupınar ve Özgür Ertürk kararımızdan hemen sonra projeler çizerek, tavanı ve duvarları açılabilir sıcacık ahşap bir mekân hazırladılar.

Oyunculuk Kampı; Çok yetenekli oyuncular seçmiştik fakat körler dünyası ve futboluna yabancı kalmamalıydılar. Bu sebeple Reşit Paşa’da bulunan Altı Nokta Körler Rehabilitasyon Merkezinden yardım aldık. Oyuncularımız hem körlere öğretilen “baston tutma, eşlik etme, okuma-yazma vb” dersleri birebir öğrendi; hem de Çıngıraklı Top’la tanışıp, gerçek körler takımıyla gözleri bağlı karşılaşmalar yaptı. Bu çalışmada benim için en önemli nokta ise kör roller açısından üslup bütün oluşturmaktı. Okuma provalarımız da burada yürütüp, sete hazır hale geldik.

Çekim Aşaması;

25 Ekim sabahı çekimlerimize başladık. İlk gün için çekimlere neşeyle başlamak istedim. Niyetim Travesti bar sahnesi ve birkaç yürüyüş planıyla günü kapatmaktı. Fakat sabah 10’da başlayacak çekimlere gelmesi gereken travestiler uyanamamış ve gelememişti. Travestisiz travesti bar çekimleri olamayacağından ancak yürüyüş planlarını çekerek Kadıköy havasını soluduk.

Filmde körler dünyasını canlı ve rengârenk, görenler dünyasını (özellikle Kerem’in) ise soluk ve gri olacak bilinçaltı bir tarz oluşturduğumuzdan, havanın gri ve kapalı olması tercihimizdi. Fakat havaların düşündüğümüzden daha zorlayıcı olabileceğini tahmin edemedik. Gri bir gökyüzü güzel bir atmosfer sağlıyordu fakat erken biten gün ve yağışlar işimizi epey güçleştirdi. Çekimlerimiz bu sebeple beklenenin üstünde bir zamanda 15 Aralık gününe kadar sürdü. Her geçen gün havalar daha da bozmuştu. Kısa kolla çekime başlayan oyuncularımız devamlılıkları yüzünden set sonlarında epey zorlandılar. Onları sıcak tutabilmek için çok çaba sarf ettik ve onlar da büyük özveriyle işlerini yapmayı sürdürdüler. Özellikle İpek Özkök filmin son çekim gününde neredeyse sıfır dereceye yaklaşmış soğuklarda (tişört giymesine rağmen) büyük bir özveriyle çalışıp, yeteneği sayesinde o soğukta hava güzelmiş duygusunu başarıyla yaşatıp, hem kendini hem de ekibin içini ısıtıp, hepimizi zature olmaktan kurtardı.

Bir diğer zorlayıcı unsur ise yakışıklı jönümüz Burak Önal’ın makyajıydı. Profesyonel makgözlerimize karşın, akıl almaz bir yapısı vardı. Cildi makyajı tutmuyor, gözleri birkaç saniye içinde malzemelerimizi dışarı atıyordu. Çekimleri büyük sıklıklarla durdurmak ve makyajını tekrar tekrar yenilememiz gerekiyordu. Bu duruma üzülen oyuncumuz işi hızlandırmak adına göz kanını cebine alıp, pozisyonunu değiştirmeden kendisi damlatıyor ve işine geri dönüyordu.

Filmde İstanbul’un her bölgesinden ve çeşitli sınıflardan gelen birçok karakter olduğundan, bu yapıyı aynen korumak istedik. Fakat bu yapım açısından birçok farklı mekâna ve harici çekimlere hareket etmemiz demekti. 3 Kamyon, 1 Jeneratör, 3 Minibüs, 3 Otomobil, 60 set çalışanı ve oyuncu kadrosunun hareket etmesi ve birçok yasal izin anlamına da geliyordu. Balat, Yedikule, Reşitpaşa, Bayrampaşa, Emirgan, Kâğıthane, Beyoğlu, Kadıköy, Arnavutköy, Zincirlikuyu, Ortaköy gibi birçok farklı semtimizde çekimler yaptık. Her mahallenin sinemaya karşı yaklaşımı elbette farklı oluyordu. Kimi yerde sevinçle karşılanıyor, her türlü yardımı görüyorduk. Kimi yerde ise gazetelere de yansıyan durumumuz gibi hoş karşılanmıyorduk.

Arnavutköy sırtında yaşanan bu olay yalnız filmimiz adına değil, ülkemiz adına da büyük bir üzüntüdür. Neredeyse yaşıtlarım sayılabilecek bu gençlerin hali, genele vurduğumuzda türk gençliğinin maruz bırakıldığı yozlaşmaya örnek olabileceğinden önemlidir. Bu 3-5 beş genç sıcak evlerinde olmak yerine, neden serseri mayın gibi mahalle köşelerine sotelinmiş, içki ve uyuşturucunun etkisinde ne yapacağını bilmez bir haldeydi? Çevreye fazla rahatsızlık vermeden, valilik ve emniyet izinleri tamam bir an evvel işimizi yapıp, evimize gitmek isterken, neden hedef haline dönüşmüş olduk?

Yararlı olmaktan uzak ve sevgiye aç kalmış 20-30 yaşlarında bu grup, ait olma içgüdüsüyle taraftarı olduğu kulübün yenilgisinin acısını çıkartacak yer arıyordu. Hiçbir sorgulamaya gerek duymaksızın bize saldırmayı tercih ettiler. Onlar ve ülkemiz adına üzülmekten başka bir şey elimizden gelmiyor. Oysa bu kadar büyük bir ekipte birçok aynı takım taraftarı olabileceği, çalışanlarımızın geç saatlere kadar evine götürecekleri ekmek için emek verdikleri akıllarından geçmiyordu. Üstelik İlhan Mansız gibi Beşiktaş kulübünün büyük yıldızlarından birinin bizimle çalıştığını sorgulamadıklarından, bilmelerine imkân yoktu. Toplanarak, ellerindeki bıçak, tornavida ve sopalarla setimize saldırıp, çalışmalarımızın 3 gün durmasına sebep oldular.

Sonuçta büyük özveriler, neşe, hüzün, kavga ve yağışla çekimlerimizi tamamlamayı başardık. 17 bin çivi paslandı, 4 ton tahta, 17 futbol topu eskittik, sabah öğle akşam gece yedik, kilolarla çay kahve içtik, her şeyi 880 dakika Kodak Negatife hapsettik… Ve geçtik masaların başına…

Kurgu ve Post Prodüksiyon;

Masa başı her zaman önemlidir. Ama bizim için daha önemliydi. Özellikle ses tasarımı büyük önem taşıyordu. Bu konuda hiçbir risk alamayacağımızdan İngiltere’de bir şirketle anlaştık. Bu şirkette çalışan Burak Topalakçı projemizi daha senaryo halinde çok sevmiş ve sahiplenmişti. Körler dünyasıyla ilgili bir filmin ses tasarımının ne demek olduğunu çok iyi biliyordu. Sette işi biter bitmez Çıngıraklı Top’umuzu alıp, İngiltere’ye götürdü. Topun çıkardığı bütün sesleri kaydetmeye başladı.

Bizde masa başına oturduk. İlk beş hafta filme şekil vermeye başladık. Filme kaba halini verdikten sonra fikirlerine güvendiğimiz insanlara izletmeye koyulduk. Ticari nedenlerle Mart ayında gösterime çıkma planımızın yanlış olduğuna karar verdik. Çünkü bu ülkenin başarılı oyuncular, umut veren komik ve sevimli hikâyelerin üstünde kaliteli bir sonuç görmek hakkıdır. Yalnızca oyuncularımızın ve güzel bir hikâyemizin olması bize yetmediğinden, bu ülkedeki en iyi montaj sanatçısı Mustafa Preşeva’yı yardıma çağırdık. Personeli olduğu 1000Volt şirketinin sahibi Eda Arıkan’ın da desteğini alarak, Mustafa Preşeva 3 ay boyunca reklâmdan arta kalan bütün boş zamanında gönüllü olarak kurgumuzu yaptı. Çoğu zaman sabahtan sabaha bol çay, sigara, gülmece ve fikir bombardımanı dolu zaman ve emekle filmimiz son halini aldı.

Sonuç.

Çok sayıda ödül ve başarı kazanmış olsam da eksiksiz bir film ortaya çıkarmış olduğumu söyleyemem, elbette eksikleri var. Sonuçta ilk sinema filmim ve artık tarihe karışmış olan negatifle çekilmiş çok zorlu yapım koşullarına sahip bir film.

Bazen filmimde bulduğu kusurları bana söyleyerek sinemadan ne çok anladığını göstermek isteyen tatlı insanlar oluyor. Onları kırmadan soruyorum; “Belki 10 bin defa kurguda izlediğim, bütün planlarını çektiğim filmime ait kusurları benden daha iyi bileceğini mi düşünüyorsun? Bak saymadığın bir kaç kusuru da ben ekleyeyim” diyorum. O an anlıyorlar.

Hiç kimse bir yönetmenin gördüğü ve bildiği kusurlardan daha fazlasını bileceğini iddia edemez. İşine saygısı ve aşkı olan her yönetmenin çektiği en büyük acı; hayalini kurup, gerçekleştirme planları yaptığı filminden tavizler vermek zorunda kalmasıdır. Bir noktada kayıplarınızla barışmak ve onlardan dersler çıkarmak zorundasınız, aksi halde filminizle elde ettiğiniz kazançlarınıza haksızlık etmiş olacaksınızdır.

Canım ablam ve yapımcım Pelin Ertürk ile birlikte; evlerimizi, arablarımızı, paralarımızı ve en önemlisi sevdiklerimize ayıracağımız tonlarca zamanımızı ortaya koyarak, ticari çıkarları umursamadan, samimi bir sinema filmi ortaya çıkarmak için harcadık. Çok ciddi maddi ve manevi zararlara uğradığımız doğru… 

Ama bugün de olsa yine aynı şeyi yaparız. Biz her düştüğünde gülerek ayağa kalkan, gözleri görmediği halde çıngıraklı bir topun peşinde koşarak hayata bağlanan olağan üstü güçlü insanların hikayesini; iyi niyet ve samimiyetle sinema perdesine taşıdık. Derdimiz, inandığımız değerleri sizlere ulaştırmaktı.

İnançlarımız olmadan bu hayat anlamsızlaşmaz mı?

2 Liked