Hızlı Adımlar.

Senarist/Oyuncu

Egemen Ertürk

Yapım

BKM Film, Yayıncı: ATV

tarih

Eylül, 2004

Tür

TV Filmi, Drama, 90 dk.

ÖZET

Yıllardır aynı hat üzerinde çalışan otobüs şoförü emekli olmuştur. Dolayısıyla, ilçe halkı yeni bir şoför, Lütfü  (Altan Erkekli) ile tanışacaktır. İlçeye alışmaya çalışan Lütfü, her sabah otobüse ucu ucuna yetişen Sadenaz (Tuba Ünsal) ile bir çekişme halindedir. Otobüsün kalkış saatinin çoktan geçmesine karşın, fırtına gibi otobüse koşan bu sempatik kız, önceleri Lütfü’nün canını sıkar. Ancak ilerleyen zaman içinde Sadenaz ile Lütfü arasında bir arkadaşlık oluşur. Lütfü, her sabah Sadenaz gelmeden hareket etmemekte, Sadenaz’ın geldiğini görünce gaza basıp yol almaktadır.Lütfü bir gün, Sadenaz’ın hızını ölçmek için kronometresini çalıştırır. Sadenaz’ın hızı milli atletlerin koşabileceği bir hıza denk gelmektedir. Koşmayı seven Sadenaz için atlet olma fikri ilgi çekici gelir…

https://www.imdb.com/title/tt4193154/?ref_=fn_al_tt_1#_=_

https://www.bkmonline.net/tr/tv/diziler/hizli-adimlar#hakkinda 

Proje oluşumu, Notlar ve Dersler

Ömer Faruk Sorak (ÖFS) ile senaryosunu yazdığım “Çıngıraklı Top” sinema filmi için yoğun bir görüşme içindeydik. ÖFS, TV’ye birlikte işler yapmayı teklif etti ve ben de kabul ettim. BKM’nin Rüya İşçileri, Berkun Oya gibi bir çok yazara ve ekibe senaryosunu yazdırdığı “koşucu kız” fikrini (O dönem Süreyya Ayhan‘ın elde ettiği başarılar sebebiyle ortaya çıkmış olabilir) ATV yöneticileri istiyordu fakat bir türlü senaryoları onaylamamış ve bu durum BKM için önemli bir başarısızlık haliydi. ÖFS’nin aklında ilk olarak bu projeyi ayağa kaldırmak olduğu için; Gökhan Tatarer (Tatu) ve Fasih Saylan’ın olduğu kalabalık bir toplantı ayarladı. Normalde projenin yönetmenliğini ÖFS üstlenecekti fakat onun şirketi Böcek Yapım’ın TV programı Gülse Birsen’nin sunduğu GAG nedeniyle Turgay Ciner ona ambargo koymuş, Tatu ve Fasih’i de iç yapım olması gereken bu programı Böcek Yapım’a vermiş olmaları nedeniyle kanaldan çıkarmıştı. ÖFS’nin olmadığı bir işte ben de artık yer almak istemiyordum fakat ÖFS devam etmem konusunda ısrarcıydı.

Toplantıya başladığımızda önüme yazılmış senaryo yığınlarını koydular. Tahminimce klasik amerikan spor filmi şablonları dediğimi hatırlıyorum. ÖFS, Tatu ve Fasih’i dinlediğimde, yanılmadığımı da anladım. “Herşeye meraklı ilginç, aykırı karakterli bir otobüs şoförünün,  hayatı yakalamak için her gün otobüsü yakalamak zorunda olan bir kızın koşuculuk yeteneğini fark etmesiyle başlayan. Kızın profesyonel olma, şoförünse antrenör olma serüveni” üstüne aklımda doğan fikri paylaştım ortaya ve “işte budur” heyecanı yaşandı. Fikir sevilmişti fakat etik olarak başka senaristlerin dahil olduğu bir işe de girmek istemiyordum. Fikri hediye ettiğimi söyledim fakat Necati abi (Necati Akpınar, BKM’nin sahibi) dahil, ısrar edilince ogün toplantıda paylaştığım fikrin sinopsisini kaleme aldım.

Sinopsis ATV’nin projeyi onaylamasına yetmişti ve hızla senaryoyu yazmamı istediler. Filmin yeni yönetmeni ve genel koordinatörü ile tanıştırdılar. Senaryoyu kısa bir süre içinde kaleme aldım ve epey sevilmişti. Kızın aşk hikayesini daha ilginç kılabilsek daha iyi olacağını düşünüyordum fakat bir an önce çekimlere geçilmesi istendiğinden bunu yapmaya zaman yoktu ve nihayetinde TV Filmi gözüyle bakılıyordu projeye, oysa benim için özel bir yeri vardı. Ama acemiliğim, yapıma yardımcı olma iyi niyetim nedeniyle bu acelecilik kervanına bende katıldım ve üstünde duramadım, itiraf etmeliyim. Yapım çalışmaları başlar başlamaz; Genel Koordinatör ve Yönetmen arasında büyük bir kavga patlak verdi ve arada kaldım. Bu kavgada elbette yönetmenden yana tavır takınmam gerekiyor düşüncesine kapıldım. Oysa ki kendi tarafımda kalmam gerekir ve her iki tarafında senaryoma karşı olumsuz müdahelelerini engellemeliydim. Tecrübesizlik işte:) 

Oyuncu olarak oynamak istediğim kötü taksici bir karakter vardı senaryomda. Bir akşam yönetmen ile beraber yediğimiz yemek sırasında Levent Tülek ile tanıştırılınca Levent’in benden daha çok bu role yakışacağı düşüncemi ortaya attım ve onun yancısı başka bir taksici karaktere doğru rolümü düşürmüş oldum. Levent rolünde harikalar yarattığı için bu durumdan hiçbir pişmanlığım olmadı. Fakat çekimler sırasında anormal durumlar yaşandı ve Levent’in kötü taksici karakteri babacan iyi bir karaktere evrildi ve benim küçük rolüm büyüyerek kötü niyetli bir karaktere dönüşmek zorunda kaldı.

Bir filmin senaristi iseniz projenin yönetmenine elbette oyuncu seçimlerinde önerilerde bulunma hakkına sahipsiniz. Tuğba’nın sevgilisini oynaması için Bilkent’ten sınıf arkadaşım Alpay Atalan düşünülüyordu ve ben alternatif olarak yine benim sınıf arkadaşlarımdan biri olan Atilla Kılıç’ı önerdim. Alpay da Atilla da çok iyi tanıdığım ve oyunculuklarını çok iyi bildiğim kişilerdir ve benim nazarım değerleri aynıdır. Tek fark Atilla Almanya’dan yeni dönmüştü ve Alman eşiyle zorlu bir boşanma dönemindeydi. Onun için her açıdan iyi de olabilecek bu rolü rahatlıkla yapabileceğini düşünüyordum. Yönetmenle olan görüşmleri de iyi geçince rol Atilla’nın oldu. Fakat Atilla’nın sağlığı yerinde olmadığı için çekimlerin ortasında setten gönderilmesi ve rolün kısaltılması zorunlu oldu. Çekilmiş görüntüleri izleyerek senaryo matematiklerini tamamen değiştirmek zorunda kaldım. Üstelik benim önerdiğim bir oyuncu nedeniyle bu sorunlar yaşandığından mahcubiyet duyuyordum. Oysa yönetmen ben değildim ve oyuncu seçimi kararlarını ben vermiyordum. Bu gibi durumlar bütün setlerde yaşanabilecek kriz durumlarıdır ve bu gibi durumlarda yapılması gerekenler ayrı bir ders konusu olabilir.

Çekimin daha ilk günlerinde sette o zaman benim için yeni, bugün ise klasik olan bir durumla karşı karşıya kalıyordum. Hayal ederek yazdığım sahneler, benim hayalimin dışında gerçekleşiyordu. Yönetmen, kızın babasının öfkesinden korkarak masanın altına saklandığı şeklinde yazdığım sahneyi masanın üstünde çekiyordu. Çekimin ilk gününde olan bu duruma müdahele etmek istediğimde, sete ziyarete gelmiş yapımcımız Necati abi “Sette yönetmen tanrıdır moruk, karışma sen” diyerek beni durdurmuştu. Benim hayal ettiklerimden farklı gerçekleşen sahnelere bir daha müdahele etmeye çalışmadım. Ama sabahları otobüse yetişemeyecek derecede acelesi olan bir kızın saçlarını balık sırtı örmüş olmasına da müsade edemezdim, kusura bakma Suzan:) Ne yazık ki bu gibi durumları göz etmesi gereken asla projenin senaristi olmamalıdır. Değişen senaryo matematiği, acı tatlı olan bütün olaylar sonunda projenin çekimleri tamamlandı.  

BKM benimle sürekli çalışmak istiyordu ve başka bir dizi projeleri 3.kez ilk bölümü çekilmesine rağmen bir türlü kanal tarafından kabul edilmiyordu. Necati abi bu sorunla ilgilenmemi istemişti ki, felaket haberi geldi. Kanal “Hızlı Adımları” kabul etmiyordu. Yönetmen BKM’nin başka bir TV dizisine başlamıştı, hatta onunda senaryo sorunlarına da bakmamı istemişti. Eve filmimin bir kopyası geldi ve dehşete kapılarak defalarca kere izledim. Senaryonun başta bulunması gereken serim sahneleri yoktu, bir spor filminde olması gereken koşma detay planları hiç yoktu, setin son günlerinde dayanayıp müdahele etmeye çalıştığım “Sinemasal gerçeklik!” diyerek afra tafra ile yönetmen tarafından cevaplandığım en ciddi hatalardan biri kabak gibi ortadaydı. Otobüs kıza doğru giderken kız durmak yerine hala otobüse doğru koşuyordu ve bunun tekrar ettiği tüm sahneler aynı şekildeydi. Daha bir çok eksiklikten bahsedebilirim ama bir yönetmenin senaryo katletmesi budur kısaca. Ama kol kırılır yen içinde kalır. Yönetmeni satmaya niyetim yoktu ama bazı insanlar satılmayı hak ediyor olabilir, halen selam dahi vermediğim bir kişi olduğu için ismini dahi buraya yazmıyorum.

ATV Genel Müdürü Melis Civelek, Şahin Alparslan, yönetmen, ben ve Necati abinin olduğu toplantıda, Melis hanım biz bu filmi önce sinemaya mı çıksak diyorduk, sen yanlış çekmişsin diyerek ver yansın etti ve otobüse koşan kız sahnesini direkt hata olarak yapıştırdı. Yönetmen kabul etmiyordu, halen doğru çektiği iddiasındaydı. Melis hanım basa basa devam etti ve benim düşüncelerimi sordu. Ne yazık ki itiraz edebileceğim bir şey yoktu, kurgu ve müzikle belki de bir miktar ek sahne ve planla toparlayabileceğimiz yönünde bir şeyler geveledim. Bir süre daha benzeri yönde konuşmalar devam etti ve toplantı bitti.

Ek çekimler yapılması için karar alınmıştı ve benim kontrol etmem isteniyordu. Balayında olan Tuğba çıldırmıştı ve nedense bu ek çekimler yüzünden bana kükrüyordu. Yönetmen bana karşı doluydu, sanki ATV değilde filmi yayına ben almamıştım:) Hatalarını kabul etmek istemeyen yönetmen, değişen senaryo matematiğine kusur bularak beni hedef gösteriyordu ve sette rahatsızlık geçiren oyuncunun benim okul arkadaşım olması sıfatıyla sorumluluğunu da bana yükleyerek beni günah geçisi ilan etmişti. Bu karakter filmin ilk 15 dakikasında yoktu zaten bu sahneleri de çekmişti yönetmen. Neden filmde yoklar? sorusuna, Yönetmen; kendi seçtiği ve arkadaşı olan oyuncu çok karikatür oynamış, o yüzden atmış filmden… Demek ki bizim sektörde bir şekilde herkes birbirinin bir yerlerden arkadaşı ve tanıdığı! Atilla’nın başına gelen kötü oyunculuk da değil üstelik, sağlık sorunu… Belki de filmin hayrına olabilecek bir durumda olabilir. Zira bizim hayatı yakalamaya çalışan kızımızın böylesi bir romantik ilişkisinin bir motivasyon kaynağı olarak senaryoda yer almaması daha yerindedir. Ama masa başında çözemediğimiz böylesi bir sorunla, set içinde kör dövüşü halinde kalmamız elbette yönetmen açısından haklı bir sebep de teşkil ediyor.

Velhasıl ek çekimler, yeniden düzenlenen müzikler, üstünde oynanan kurgu ile filmi epey bir toparlamayı başardık ve film ATV tarafından yayınlandı.

Aşağıdaki linkten youtube’da izle şeçeneğini kullanarak filmi izleyebilirsiniz, yıllar sonra tekrar göz attım da fena olmamış film…

Sonuç.

Sektörümüzde genellikle sinema filmleri sanat eseri olduğu için büyük bir saygıyla yaklaşılarak bütün ekip tarafından sahip çıkılan işlerdir. TV dizileri sürekli ekmek kapısı olacağı için herkesin canla başla ayakta tutmak için didindiği işlerdir. Ama TV filmleri bir an evvel bitsin, paramızı alalım yolumuza bakalım duygusuyla, üvey evlat muamelesine maruz kalıyorlar.

Kendine ve işine saygısı olan herkesin, hangi işi yaparsa yapsın daima en iyisini yapmaya çalışması bence bir zorunluluktur.

1 Liked